ARRIVAL (GELİŞ) FİLMİNDEN NE ANLADIK?


Ted Chiang'ın "Story of Your Life" adlı romanından uyarlanan, Dennis Villeneuve tarafından yönetilen filmde Amy Adams ve Jeremy Renner'ın başrol oynadığını görüyoruz. Bugüne kadar gelmiş ve geçmiş en iyi bilimkurgu filmi olduğu ise bir çok çevreler tarafından onaylandığını da belirtmek isterim. Ki ben de buna dahilim. Film, en sevdiklerim listesinin baş sıralarına çoktan yerleşti.

Peki Arrival'dan neler anladık? Devamı spoiler içereceğinden dolayı filmi izlemeyenlerin okumaması gerektiğini uyarırım.

İzleyiciye kendi fikirlerini çıkarmada alan yaratan film bir hayli akıl zorlayıcı niteliktedir. Filmin başlarında tanıdık bir konu başlığı ile karşılaşıyoruz: Dünya, dünya dışı varlıkların uzay araçları tarafından ziyaret ediliyor. Peki sonra ne oluyor? Arrival filminde savaş ve fetih amaçlı gelmedikleri kesin. Zira, durum öyle olsaydı bunu en başından belli ederlerdi. Uzaylılar, dünya insanları ile sadece iletişim kurmak istiyorlar ve insanlara kazan-kazan ilişkisi ile iş birliği yapma teklifini sunuyorlar. Burada kazan-kazan ilişkisi üzerine bir hayli vurgu yapıldığını görüyorum, çünkü filmin sonunda dil bilimci Louise, Çin generalini ikna etmek için söylediği çince cümlelerin çevirisi şu: "Savaş galipler değil, dul ve yetimler üretir."

Film genel olarak zaman algısı üzerinde bir takım oyunlar üretiyor. Bunu, filmin başında Louise'in yaşadıkları olayların -kızını kanserden kaybetmesi ve eşinden boşanması- aslında ne geçmişte yaşandığı ne de gelecekte yaşanacağından anlayabiliyoruz. Yani buradan zaman algısının sürekli şekil değiştirdiği ve zamanın boyutta durmadan biçimlendiği fikrini çıkarıyoruz. Ya da en azından ben bunu anladım. Ralph Waldo Emerson'ın dediği gibi: "Hayat hedefe ulaşmak değil, sadece bir yolculuktur." Bu söz, filmin ana temasını aydınlatmaya yetiyor.

Arrival'ın son sahnesinde izlediklerimizden çıkan mana ise tamamen bizlere kalıyor. Benim anladığım: Louise, uzaylıların üç boyutlu zaman ötesi iletişimi sayesinde kendi hüzünlü geleceğini ön görmesine rağmen her şeyi sevgiyle kucaklıyor ve boşanacağını bilmesine rağmen Ian ile evlenip, kanserden öleceğini bilmesine rağmen bir bebek dünyaya getirmek istiyor. Burada sorulması gereken soru şu: Peki bunları yaşayacak mı? Yoksa hayatını değiştirecek mi? Peki geleceğimizi bilmemizin bize faydası var mı? Filmi pür dikkat izlemiş olsanız dahi bu soruların cevabını siz vereceksiniz. Yazar Ted Chiang bu soruların cevaplarını size bırakmış. Kolay gelsin.

Ahtapota benzeyen dev uzaylıların insanlara sunduğu araç bir zaman makinesi. Filmde makinenin neye benzediği gösterilmemiş. Onun yerine işlevinden bahsedilmiş. Uzaylıların insanlara "3000 yıl sonra size ihtiyacımız olacak." demelerinden kendi geleceklerini görmüş olduklarına ve kurtuluş için insanlara ihtiyaçları oldukları kesin. 

Sonuç olarak, filmin beni etkilediğini belirtmek isterim. Böylesi orjinal konusu olan kitapların gün yüzüne çıkarak filmleştirmesinden ise müthiş bir mutluluk duymaktayım.

Sevgiler.

Diğer yazılar için TIKLA!

Google+ Followers

Sayfamı beğendiniz mi?

Toplam Sayfa Görüntüleme Sayısı

Popüler Yayınlar